Helal, Helalleşme ve Feragat

Helal! Karşıtı ise haram. Birini yapıyor / tercih ediyor olman, diğerinden sakınman / uzak durman gerekiyor. Daha çok harama yoğunlaşmaktan kaynaklı olarak helali hep atlarız. Diğer yandan bireysel alanda helallere ve haramlara dikkat kesilirken, toplumsal alanda, başkalarını, geleceğimizi etkileyen alanlarda nelerin helal, nelerin haram olduğuna pek takılmayız.  Misal; alkol almak, domuz eti yemek haramdır, helal değildir deriz ve buna çok fazla önem veririz. Kitaplar, tartışmalar hep bu yönde olur; haram ve helal kavramlarını idrakimiz domuz eti ve alkol tüketimi dışına çıkamaz. Sanki onun dışında, kişisel hayatımız dışında kalan alanlarda da helal ve haram kavramlarının var olduğu yönünde bilincimiz kapatılır. Aklımıza gelen tüm haram ve helal ilişkisi daima bireysel düzlemde, hatta salt yiyecek-içecek düzleminde kalmaya devam eder.

Bu yazıyı aklıma yine Alev Alatlı düşürdü. Hani o meşhur Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülleri'nde yaptığı konuşmadan bir parçayı Twitter'da tekrar izledim. Bu konuşmayı kahir ekseriyet anlamadı ve RTE ile olan kişisel hasımlıkları / aşkları üzerinden değerlendirdiler. Konuşmada geçen isimlerin felsefelerine o kadar hakimlerdi ki -kendi cahilliğime yandım da yandım- o isimleri ağzına alıyor olmasından ötürü ağır eleştirilere maruz kaldı. O nasıl bir öfke krizi idi ki, öfkelenenler konuşma metnine değil, yani işaret edilene değil, yine parmağa bakmışlardı. Neyse geçelim; şu öfkelileri düşünce manasında hakikaten ben de zerre kadar ciddiye almıyorum. Sadece gündem kaynaklı, ister istemez bulaşıyor ve vaktimizi harcıyoruz.


Alatlı'nın konuşması elbette salt kişiyi ilgilendiren helal ve haramları kapsamıyordu. Özetle "Her yasal hak helal değildir" cümlesini açıyordu. Yegane terazisi yasaların harfinden ibaret olan bir düzenden, kadim değerlerin esas olduğu toplumsal bir düzene yani merhamet kutbuna geçmenin bir yolunun bulunmasından bahsediyordu... Konuşma gerçekten iyi hazırlanmış, emek verilmişti. Onu yapma maksadı olmasa da bizi bir sarsıp, kendimize gelmemize sebep olacak içeriğe sahipti. Ama bir o kadar da idraki zor; özellikle Alatlı okuyucusu olmamışlara bir aşinalık problemi yaratıyordu.

Yine bir parça magazine geçeyim: Bu konuşma, yahut bu ödül sonrasında pek çok kişi, hatta kendini sıkı Alatlı okuyucusu olarak addeden kişiler, Alatlı ile farklı düzlemlerde bir dünya görüşü, politik algı içerisinde olmaktan kaynaklı hayal kırıklığı yaşadı. Hatta bunu yazanları, sosyal medyada açık edenleri, artık seni okumayacağım diyerek kapıyı çarpıp çıkanları da gördük. E-posta grubunda şahit olduk buna. Halbuki Alatlı romanlarına, metinlerine aşina birilerinden, -ki ekserisi Cemil Meriç de okumuştur-, gelen bu tepkiler beni de şaşırttı. Tüm bunların güncel politik haberlerin çemberinde sıkışakalmaktan ileri geliyor diye düşünürüm. Bir yazarı okuyor olmak, takip ediyor olmak; illa onunla aynı düşünce düzleminde buluşabilmek değildir. Paralel olabildiği gibi; zaman olur ve hatta her zaman bile olur, zıt görüşlerde olabiliriz. Mühim olan yazarın düşünce biçiminden, yaklaşımlarından kendimize ne alırız değil midir?

Benzerlerini çok sevdiği, dinlediği bir şarkıcının ettiği laflar üzerinden yapanları da gördü bu gözler ve emin ki dahasını da görecek. Yazık ediyorlar kendilerine.

Ve konuşma içerisinde bir öngörüsü vardı: "21. yüzyılın en yaman toplum projesi helal olanı yasal olanla örtüştürmek olsa gerekir" şeklindedir. İşte yasayapıcılar için idealize edilmiş bir kriter. Ama sorun var, hatta büyük bir sorun var: helal anlayışımız domuz eti ve içki; ahlak anlayışımız ise apış arasında sıkışıp kalmış bir toplum olduk. Bu ayrımı yapmayı bizler nasıl başaracağız? Tekrar ve yeniden nasıl ortak helal tanımında buluşacağız? Domuz etine gösterilen hassasiyeti, tepkiyi ne zaman "emniyet şeridini" kullanan öküze gösterebileceğiz?

Kısa ve basit bir helal tanımı ile devam edelim: Eğer yaptığımız herhangi birşeyden ötürü birilerinin hakkından alıyorsak, hakkımız olmayanı elde ediyorsak bu helal değildir. Örneklersem:

  • Bir işimiz olduğunda araya sokulan tanıdık bize öncelik tanıyorsa; kazandığımız bu avantaj helal değildir.
  • Sırada öne geçmek için uyanıklık yapıyorsanız bu helal değildir.
  • Hoca görmese bile kopya çekmişseniz aldığınız not helal değildir.
  • Bildiğiniz halde saklıyor, bunu kendinize avantaja çeviriyorsanız bu helal değildir.
  • Konumunuz dolayısıyla ulaştığınız bilgiyi kişisel çıkarlarınıza kullanıyorsanız bu helal değildir.
İşte bunlara benzer birşeyi yaptığımızda, yani hakkımız olmayanı aldığımızda bir rahatsızlık hissi yaşıyorsak; yahut buna bile isteye meyletmiyorsak olmuşuzdur. Bunları yapmak isteyenleri toplum olarak engelleyip, hatta gerek örfi gerekse yasal manada cezalandırabiliyorsak; bu sefer de toplum olarak olmuşuzdur. 

Alatlı'nın da bahsettiği sonraki aşamaya işte bu "olmuşluk" sonrasında ancak geçebiliriz:

"Yasaların tanıdığı haklardan insanlık adına feragat edebiliyor olmak helaldir" diyor. Nedir mesela? Gıda üreticisi olarak size yasalar bazı ürünleri, üretiminiz aşamasında, ürünlerinizde kullanma hakkını vermiş olabilir. Yahut yasalar, yönetmelikler güncellenememiş de olabilir. İnsanların sağlığı adına bundan feragat edebiliyor olmanız helaldir. Sağlığa zararını bilerek kullanıyor olmanız , yasal olarak sorunsuz olsa bile helal değildir.

Bu konuşmaya paralel olarak Yeni Şafak Gazetesi'nde Ayşe Böhürler'le yapılan nehir söyleşiyi de yeniden okumalı; linklerini de şuraya not edeyim.

  1. Okumuşların ambargosu altındayız
  2. Susmak benim kitabımda zûldür
  3. Aydınlanma tezgahından geçmeyen beri gelsin
  4. Birleşmiş Milletler evrensel dolandırıcılık
  5. Her yasal hak helâl değildir

Misal; fotoğraflarımın kullanımı konusunda tavrımı paylaşmışlığım da oldu. Benden izinsiz fotoğrafımı kullanarak dolaylı/dolaysız para kazananlar, itibar kazananlar oluyor. Yasal olarak benim kolayca birşey yapamıyor olmam, hukuk sisteminin bir şekilde aslında bunu bir dava konusu yapmayı, hak arama yollarını tıkayarak, süreci uzatarak, işi yokuşa sürerek, masraflı hale getirerek; yani bir bakıma hak sahibinin hak aramasının önüne aşması zor engeller çıkartarak, birilerinin hakları olmamasına rağmen bu fotoğrafları kullanmasını da bir şekilde yasallaştırıyor. Ama helal değildir ve ben de zaten hakkımı helal etmiyorum.