Türkçe Biliyor muyuz?

Anadilim olmasına rağmen Türkçe diline yeterince hakim olmadığımın farkındayım. Yazı yazarken zorlandığım anlar, genellikle doğru kelimeyi bir türlü oturtamadığım durumlarda ortaya çıkıyor. 

Ağdalı dile itibar göstermemekle birlikte Öztürkçe olan çiğ kelimelere de itibar etmiyorum. 

Sevan Nişanyan'ın Yanlış Cumhuriyet kitabını e-kitap okuyucusuna yüklemiştim. Özellikle yola çıktığım zaman aleti yanıma alıyor ve yolda okuyorum. 


Harf devrimi ve devamındaki dil devrimi ile ilgili analiz ve görüşleri kısmında, sadeleştirme adına, bugün sonuçlarına baktığımızda yapılanların salakça olduğuna dair pek çok durumu ortaya koyuyor. Harf ve dil konusunda görüşlerimi değişik vesilelerle söylediğim oldu. Yabancı dilden kelime alımına asla karşı değilim, kelimeyi Türkçeleştirmemiz halinde o benim için artık bir Türkçe kelimedir. Bunları dili zenginleştirici unsur olarak görmekteyim. Kastım elbette durduk yerde kelime ithali değildir. Yani kökeni filanca dil diye kullanımda olan bir kelimeyi reddedecek değilim. Bu Farsçadan gelen bir kelime olabildiği gibi Fransızcadan geçmiş bir kelime de olabilir. Ancak yabancı dilde eğitimin etkisiyle sıkça rastladığımız şekilde İngilizce kelimeyi araya sokuşturma züppeliği kişi yeniyetme değilse, affedilecek bir durum değildir. Yine yeniyetmelerin internet Türkçelerinin dile bir zararı olduğunu da düşünmüyorum.


Harfler konusunda Nişanyan gibi konusundaki uzmanlığı ortada olan birisi ile görüşlerimin paralel gittiğini söyleyebilirim. Türkçeyi okuma ve yazma konusunda en iyi hangi alfabe  karşılıyorsa o kullanılmalıdır. Bu saatten sonra Latin alfabesini terkedecek değiliz ama yeni harf eklenmesi gerekiyorsa da eklenir. Harfler kutsal değildir. Altı üstü semboldür. Aslolan dilin zenginliğidir.

Nişanyan kitabın 105. sayfasında şöyle demiş: 


Yüzyıl başında kültür dilinde bulunan 83,400 civarında kelime (60,000 atılan artı 23,400 kalan) yerine, bugünkü yazı Türkçesi en çok 26,500 kelimeye sahiptir. Bir başka deyimle, Türkçe yazı dili en az % 68.2 oranında fakirleşmiştir.

Yani yapılanlar sonrasında ne kadar çok kelimeyi dilden çıkarmışız. Rakamlar üzerinden hesap yaparsak da 2,100 kelime ekleyebilmişiz. Bunun için verdiği örnekte hakikaten bilmediğim, bildiklerim arasında da kullanmadığım, çünkü nüanslarına gerçek manada hakim olmadığım kelimeler mevcut.

Gelişigüzel bir kelimeyi, örneğin bir önceki paragrafta geçen çıkarmak sözcüğünü ele alalım. Çıkarmak/çıkartmak/çıkarsamak sözcük grubuna karşılık olan Osmanlıca kelimelerin bazıları, yaklaşık İngilizce karşılıklarıyla birlikte, şunlardır: ihraç (evict), istihraç, istihlas, i'tisar (extract), azl, tard (expel, discharge), istintaç, istidlal (deduce, infer), ıskat (exclude), tarh (deduct, subtract), neşr, ısdar (issue), ifrağ, ifraz (excrete), istifrağ (vomit), istinbat (derive), hazf (delete, elide), hal' (undress, remove, dismantle), i'la, ref' (elevate). Bu listeye, daha, diş çıkarmak, hır çıkarmak, şapka çıkarmak, cıcığını çıkarmak gibi deyim şeklindeki kullanımlar dahil değildir. Birbirine iyice yakın anlamdaki karşılıklar arasında bile, türeyişten gelen nüans farkları vardır: istihraç, bir şeyi içeriden dışarı çıkarmayı; istihlas, bağlı olduğu yerden kurtarmayı; i'tisar, suyunu sıkıp çıkarmayı ima eder. İstintaçta neticeye varmak, istidlalde bir delilden yola çıkmak anlamları gizlidir. İfrağ ile istifrağ, ihraç ile istihraç arasındaki çaba ve derece farkını, İngilizce gibi olağanüstü zengin bir dil bile neredeyse ifade etmekten acizdir.
Mesela henüz dilden tam düşmediği için zaman zaman duyduğumuz, kullandığımız kelimeler de var: yediklerini istifrağ etti yerine sıklıkla yediklerini çıkarttı deriz. Gazete neşredilirken artık çıkmaya başladı. Bu örnekler bile aslında nüansları ortadan kaldırarak kelime haznesini daralttığımızı gösteriyor. İlk bakışta ne zararı var gibi gelse de, özellikle kelime haznesi zengin bir dili öğrenirken size tühh dedirtebilir. 

Birbirini anlamayan bir topluma dönüşmenin esasında dildeki fakirleşmenin etkisini sezebiliyor musunuz? Üzerinde düşünmeye değmez mi?

Hemen itiraz etmeyin! Düşünün, çoklukla bir erkek için yeşil yeşil iken, kadın için binbir tonu vardır. O misal.